Günümüz ilişkileri

Eskisi gibi korkmuyor kimse, sessiz sedasız, uzaktan sevemiyor. Laşk olmuş gönüller, ondan ona gitmekten. Sevgiler sahte, yalan, heves. Eski özlem yok artık. Özleyemiyor sevenler birbirini. Eskiden insanların birbine ulaşma olanağı azken sevgiler fazla imiş. Şimdi insanların birbirine ulaşma imkanı tarihte hiç olmadığı kadar kolay, ama sevgi tarihte hiç olmadığı kadar az. Ruha dokunmuyor sevgiler. Üzülmüyor bitince insanlar. İki gün önce çok seviyorum dediği insanın iki gün sonra arkasından demediği kalmıyor. Giderken belli olmuyor artık sevgiler. Giderken ne kadar sevmediği belli oluyor artık insanların. Sevgi dedikleri şeyin ne kadar sahte olduğu belli oluyor. Sevmeyi sevemiyorlar artık. Gizlemiyorlar eskisi gibi, sakınmıyor kimse sevgisini. Sergiliyor heskese sevgi dediği şeyi. Yalan, dolan, aldatma vazgeçilemezi olmuş günümüz ilişkilerinin. kitaplardaki sevgilere inanmıyor kimse, hatta haberi bile yok kitaplardaki sevgilerden. Aşktan anlamayanlar aşkı anlatıyor, kitaplara yazıyor, film yapıyor artık. Sevgi iyileştirmiyor artık. Dili her şeyi söylüyor ama gönlü dilsiz artık insanların. Gönülden gelip dilden dökülmüyor artık sevgiler. Aynı alfebeyi konuşuyor sadece insanlar. Aynı duyguları konuşan yok. İnsana nefes olmuyor sevgiler. Nefis sadece. Bu şekilde olacağına hiç olmasın istiyor insan.

Aynı konu, farklı sonuç.

Bazen biriyle aynı kitabı okursun onun hayatı değişir ama sen kitaptan sıkılırsın. Güzel bir film izlersiniz o kendine çok güzel dersler çıkarmıştır belki de ama sen bir şey anlamamış, izlemişsindir sadece. Bir bilge çıkar iki kişiye aynı öğüdü verir biri anlar, biri anlamaz… Anlatan belki dünyanın şifresini verir bize ama bizim frekanslar farklıdır o an, anlamayız.
Neden konu herkes için aynı olduğu halde sonuç farklı ?
Yer sofrasında oturmuştur herkes. Uzun süre oturunca ayaklarımız, dizlerimiz uyuşur. Bıçak batırsan hissetmezsin o an. Bir sabah kalkarsın kolun uyuşmuş, üzerine yatmışsın, hissetmiyorsun. Kesip götürseler haberin olmaz. O an sanki senin bir parçan değilmiş gibidir.
İşte tıpkı bunun gibi uzun süre güzel şeylerden, muhabbetten ve mânâdan uzak kalırsa insan aklı ve imanı uyuşur. Adam sana hakikatin sifresini verir ama bu senin için bir şey ifade etmez. Sana perdeleri açacak bir kitabı okurken sıkılırsın, uykun gelir. Hayatını değiştirecek muhabbetleri kaçırırsın. Kullanmaya kullanmaya uyuşmuştur her şey. Hissetmiyorsundur hiçbir şeyi.
Uyuşmuşuz dostlar, uyuşturmuşlar bizi. Hissetmiyoruz. Harcıyoruz hayatımızı. Yaşadığımızı sanıyor ama git gide uyuşuyoruz..
Peki naparsın ayağın uyuşunca ?
Geçmesini beklerim.
Uyuşmuş pozisyonda mı beklersin peki ?
Hayır. Ayağa kalkmaya çalışırız, sallarız biraz, kan gitmesini sağlarız. Karıncalanır başta sonra geçer değil mi ?
Kalkalım dostlar. Açalım gözlerimizi. Silkelenelim. Havasız bir ortamdan çıkıp hava alır gibi ,Camı açıp soğuk, derin bir nefes alalım. İlk başta yanacaktır canımız, karıncalanacaktır ama geçecek sonrasında.
Aynı pozisyonda bekleyerek geçmez bu uyuşukluk.

İnsanın içindeki iki kurt ;

Hepimizin içinde iyi ve kötü yanlarımız var. Ve bu ikisi hep savaş halinde. Bitmek tükenmek bilmeyen bir savaş. Bunu iki kurdun savaşına benzetebiliriz. Bu kurtlardan birisi korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, açgözlülüğü, kibri, küskünlüğü, yalanları ve üstünlük taslamayı temsil etsin.

Diğeri ise huzuru, sevgiyi, umudu, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil etsin.

İşte bu iki kurt arasında savaş doğduğumuzdan beri hep sürüyor. Bazen ilk kurt galip geliyor ona dönüşüyoruz, bazen de diğerine. İnsanlara herhangi bir hallerinde baktığınızda o an içlerinde hangi kurdun üstün olduğunu anlayabilirsiniz. İçimizde hep savaş halindeler.

Hangi kurt kazanır peki ?

Beslediğimiz…